14 Temmuz 2014 Pazartesi

Kınama

Bu bir kınama yazısıdır.

Evet, kendimi sevgili 2014'ün başından beri tek bir satır bile yazmadığım için kınıyorum.

Yazık, bu kadar boş mu geçiyor yani 2014?

Cevap veriyorum, 
Evet.

Aslında boş geçmiyor, 
Daha düzgün söylemek gerekirse, bunca fiziki ve somut boşluğa rağmen, mantıksal ve zihinsel alemimde oldukça yoğun aydınlatıcı ve itici bir süreçteyim.

Onedio'da bunu "20'li yaşlarda olanların bileceği 375 şey" gibi başlıklar altında aratabilirsiniz. 
Duyguları ve olayları genellemeleri ve başlıklar altında derlemeleri hoşuma gidiyor.
Sonuçta fark etmeseniz de size "hepimiz aynıyız ve aynı yollardan geçiyoruz" düşüncesini çaktırmadan alttan alttan aşılıyorlar. 

Bak şimdi fark ettiniz işte.
Tüm duygularımız, ikilemlerimiz, davranışlarımız o kadar evrensel ki,
Biz ne kadar her konuda kendimizi ve düşüncelerimizi çok özel, çok doğru ve çok farklı sansak da, sonuçta bir dünya dolusu insan hepimiz %80 aynı sonuçlara varıyoruz. 

O yüzde 20'lik kısım da, okuduğunuz genellemelerde "yok canım bu hiç başıma gelmedi çok saçma" deyip atladığınız 2-3 maddeyi içeriyor. 

Hani "yok canım bu kadar da salak değilim", "abartmışlar" diyorsunuz ya, onlara tepki vermeyip sizinkileri salakça bulanlar da vardır yani.

Sadece söylüyorum.


Kınama diyordum. 
Kendimi en çok kınadığım zaman, bir milyon adet fikre sahipken hiçbirini yapmayıp boş boş filmler izlediğim süreç.

Bloga hiç yazmadığım süreç de birebir bu halimi yansıtıyor.
Size anlatabileceğim bir milyon tane fikir, gereksiz eleştri ve yorumum varken, neredeyse 7 aydır yalnızca saçma sapan filmler izliyorum.

Çok geniş bir Amerikan ısrarcı klişe filmler kültürüm oldu.
Çok mutluyum anlatamam.

Bu saçma filmleri izledikçe, Allah'ım neden oturup bir senaryo da ben yazmıyorum demekten helak oldum.

Üstelik 7 aydır oturuyorum.
E hani okul varken laga luga yapıyordum "ay hiç zamanım yok, biraz zamanım olsa neler yazacağım" diye, ne oldu sevgili benliğim?

Bu neyin tembelliği?

Üstelik en gıcık olduğum şey, yazmadıkça fikirler birikiyor,
Bu da bilgisayar başına oturduğunuzda "Allah kahretsin ben şimdi hangisini yazıcam" sonsuz çıkmazına düşmenize ve sonunda daha fazla ve daha fazla kötü, gereksiz, boş filmler izlemenize sebep oluyor.

Ha bütün bu gereksiz filmler arasında güzellerine denk gelmiyor muyum?
Bu sabahı ele alalım mesela, en büyük yardımcım sevgili Digiturk otomatik kayıt butonu - burada bence Digiturk'ten komisyon ya da ücret almalıyım - sayesinde hali hazırda kayıtta olan ve uzun zamandır izlemek istediğim "Her" filmini izledim.
Tabii ki filmin adını kafamıza göre çevirip "Aşk" yapmışız.

Bak bu bambaşka bir yazı konusu, o kadar merak ediyorum ki bu aptal isimlendirmeleri kimlerin yaptığını,
Arkadaşım o senaryoyu yazana yönetene hiç saygın yok mu,
Adam aylarca belki yıllarca düşünmüş, bir isim bulmuş kendi filmini en iyi yansıttığına inandığı,
Bir sen akıllısın çünkü kafana göre bambaşka bir isimle filmi özetleyivereceksin. 


Olmaz ki.

Benim aklıma ilk "Breakfast at Tiffany's"'i Çılgınlar Kraliçesi olarak çevirmemiz geldi mesela. 
Eternal Sunshine of Spotless Mind - Sil Baştan (oha)
Bak wikipedia'da bunun başlığı bile varmış."İthal filmlerin Türkçe adlandırılması." Okudum, tatmin etmedi.
itüsözlük'te daha bir çoğu var, açın hatırlayın gülün, kafasını sevdiklerim.

Ne anlatıyordum ben?
"Her"
Yine iyi kısaca aşk diye çevirmişiz, "Telefondaki Kadın", "Yasak Aşk", "Siber Aşıklar", "Sen Kapat Ben Arayayım Çok Yazmasın" gibi daha bir çok yaratıcı isim vererek de çeviri yapabilirlerdi...
Sağ olsunlar.

"Her"
İnsanı düşünmeye yönlendiren filmlerden gerçekten hoşlanıyorum.
Hayalgücünü sevdiklerim.
Burada tutup da spoiler vermeyeceğim, oturup kendiniz izleyin ama, kısacası film karısından ayrılan bir adamın toparlanma sürecinde yeni bir yazılıma sahip bir yapay zeka ile - hissedebilen, yorumlayabilen ve sezebilen - yaşadığı ilişkiyi anlatıyor.

Belli bir zaman vermemeleri hoşuma giden ilk detay, örneğin daha filmin en başına kafam gibi yapıştırıyorlar ya "2148 yılı, TOKYO" falan diye, sanki gelecekten bir tarih vermese biz uçan arabalardan çakmayacağız gelecekte geçtiğini.. 
Burda tarih vermemelerinin sebebi bence büyük bir ihtimalle yakın bir geleceği anlatıyor olması.
Filmde gerçekten 10 yıl 15 yıl sonrasına yönelik güzel tahminler var,
Zaten filmlerle ilgili en çok sevdiğim özellik de bu, zamanla gerçekleşebilir olmaları, yani torunlarımız eski filmlere bakıp uçan arabalar gördüklerine "vay anasını adam nasıl da hayal edebilmiş" diyecekler, biliyorum. 

Bu filmde uçan araba falan yok ya, öyle bir izlenim bıraktım resmen.
Yalnızca giderek yalnızlaşmış teknolojiyle yersiz derecede iç içe geçmiş, bireyselliğin fazlaca benimsemiş bir toplum resmi var ki bu benim de beklediğim bir yakın gelecek, belki de bu yüzden çok gerçekçi buldum.

İkinci sevdiğim basit detay kıyafetler,
Gelecekte geçen klişe ya da ütopik filmlerdeki abuk subuk kostümler, makyajlara yer verilmemiş, aksine şu günde de olduğu gibi bir geriye dönüş var kostümlerde, sanki 90larda gibiler, başrolün tatlı afişteki tipini görmüşsünüzdür mutlaka. Güzel bir öngörü olmuş bence, evet moda daima geri dönüşler sergileyecek, artık daha çılgın daha farklı bir yöne gitmiyoruz yani, olabilecek en iyi ilerleme, kumaşların nefes alabilir olması incelmesi gibi teknik detaylar olacak bence, tasarımlar çılgınlaşsa da giyilebilir olacaklarını öngörmüyorum...

Şimdi buraya beğendiğim diğer detayları yazsam sizin için filmi mahvedeceğim ve sizi yönlendireceğim gibi hissediyorum,
İyisi mi siz izleyip kendi deneyiminizi yaşayın.


Dünya üzerindeki yaratıcı, hayalgücü geniş insanlar bana umut ve neşe veriyor.

Bu kadar çirkinliğin arasında güzel duygular ve fikirler de var yani...


Her neyse yine başladım tatavaya. 

Her zamanki gibi konuyu başladığım yerden bambaşka bir yerde bitirdim.
Ve hatta bitirmeyip daha saatlerce saçmalayasım var, ancak bir yerde bitirmeliyim ki yarım bıraktığım romanımı yazmayı sürdürebileyim...

Burada bir mecaz falan kullanmadım, gerçekten yazmaya çalıştığım romanlar silsilesine bir dönüş yapmalıyım ki belki bir ilhamla 5-10 sayfa yazabilirim.
Hiçbiriniz hiçbir zaman okumayacak olsanız da :)

Şöyle bir geri döndüm de pek de uzun olmamış yahu, 
Bir dahakine daha uzun yazarım söz,
Öptüm,

İyi tatiller canlarım...
ÇS*14

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme