17 Temmuz 2012 Salı

Hem Deniz Kabukları, Hem Özgürlük..

Şuan ihtiyacım olan şey..


Benimle en kısa zamanda Yunanistan'a kaçacak bir babayiğit.




Gerçekten, 
Şu yazın başından, hatta baharın başından beri üzerimden atamadığım, "kaçma" hissi sınavlar ve derslerde yoğunlaşmayla beraber tavan yapmış bulunuyor.
Tek isteğim, hiç tanınmadığım bir yere gidip, sokaklarda bağıra çağıra gülmek, değişik tatlar denemek, eğlenmek, hatta koşmak ve kendimi geri dönmeyecekmişim gibi kandırmak..


Neden mi?
Ben de bilmiyorum.
Herhalde tekdüzelikten sıkıldım.
Ya da kendimden sıkılmış da olabilirim, her kaçış önce kendinden uzaklaşma amaçlıdır.
Çünkü çevrenizi oluşturan her şey, aslında sizin bölünüp çevreye saçılmış küçük küçük parçalarınızdır.
Özsuyunuzdan oluşan bir gölde yüzüyormuşsunuz gibi,
Bazen o göl sizi hiç beklenmedik bir hızla, bir girdapla, içine çeker,
Boğulursunuz.


İşte öyle bir zamandayım galiba..
5 dakikalığına da  olsa bir kıyıda dinlenmek istiyorum..


Belki de o yüzden aklıma düşmüştür Yunanistan..
Hem kaçmış olacağım,
Hem de çok uzağa değil, atlasam kendi gölüme düşebileceğim kadar yakın..
Çünkü bilirsiniz, özlerim ben..
Hem deniz göreceğim yine,
Hem sokaklarda tanıdık yüzler olacak,
Hem de beni tanımayacaklar..
Utanacak sıkılacak hiçbir şey olmayacak yani, üzülecek ya da..
Çünkü bırakıp gitme lüksüm olacak,
Kafam atarsa bir daha dönmem diyebileceğim..


İki üç gündür, derse her ara verdiğimde, kendime uygun bir Yunan adası arıyorum..
Ya da Yunanistan'da bir otel..


Şimdi burada anlattım ya, kesin gidemeyeceğim ama, benimle hayal kursanıza bu akşam, 
Belki sizin de beraber hayal kuracak bir dosta ihtiyacınız vardır..




Gelin bu akşam beraber, gölümüzden kaçalım..


Ege'de Hurşid diye ada varmış.
Bunu biliyor muydunuz?
Acaba bu adada ne döndü de bu ismi hak etti?

Hurşid, ne yaptı o adada, kafanıza takılmadı mı?


İstanbulya varmış bi de,
Çakma İstanbul olsa gerek.


Ne bileyim merak ediyorum.
Yüzerek geçsek mesela birinden birine, güzel olurdu.


Sıkliye adası var,
İsim bitmiş heralde bir yerden sonra, ne diyeceğimizi şaşırmışız.


Atina'da da bir otelin adı, "Astir Resort"tu, yani bir tek benim mi aklım fesat, yoksa bu ismi kesin olarak bir Türk mü koymuş?

Konuyu iyice sulandırdım, farkındayım, 
Kaçma konusunda tahmin edemeyeceğiniz kadar ciddiyim ama.




Sanırım,
Hadi kalk, dediğimde,
Nereye, diye sormayacak birine ihtiyacım var, 
Bak bunları hep not alıyorum, son bir kaç zamandır, 
Çünkü eksikliğini hissettiğim bir şeyler var, 
Hani herkes bir diğer yarısını arıyor ya, sanırım onunla ilgili bir durum..


Yarımdan da öte arkadaşlarım var, bu sözüm tabii ki onlara değil,
Ama sanırım siz o duyguyu zaten biliyorsunuz..


Hani kaybolmak bile yalnız güzel olmaz ya,
Kaçmak da öyle..




Şimdi yine gözümü telefonlara, kapılara dikip, birilerinin gelmesini bekleyeceğim,
Aslında beklemiyorum, belki diliyorumdur, belki de sadece aklımdan geçiyordur, 
Ama düşünsenize, 


ya da düşünmeyin vazgeçtim..


Gözlerinizi yumun yazı bittikten sonra,
Kendinizi, bir duyguyla elele, bir Yunan adasında düşleyin,
Bunun illa ki sevgi olmasına gerek yok,
Mutluluk olabilir, arkadaşlık olabilir,
Özgürlük olabilir..




Evet, özgürlük..
Sanırım bütün sorun bu..

Biri ya da birileri, omuzlarınızdan bastırmasa, eğrilir miydi sırtınız?



Haydi kalkın gidelim o zaman, bir yerlerde sirtaki yaparız belki,
Bir kaç tabak kırarız,
Hani hep hayalimizde öyledir ya,
Sanki adamlar gece gündüz tabak kırıyor..


Olsun, biz bu gece tabak da kırarız, rakı da içeriz, ya da uzo, ve sonra bardağımız beyaz mermere vurur bir kaç bin parçaya bölünür belki..


Sonra rahatlarız, gülücüklerle, 
Akşamı serin olur belki,
Nasıl bir his hiç tatmadım ya,
Çok keyifli tahminlerim var ama..
Elbet deniz kokuyordur kıyıları,
Sana bana benzeyen insanları,
Yüzlerine bakarız tek tek, güleriz,
Nasıl olsa bir defa tadacaklar yüzlerimizi,
Bari bal çalalım ağızlarına da,
Onlar da keyif alsınlar,
Bu tuz kokulu,
Işıl ışıl geceden,
Sonra elbet satıcılar vardır,
O hiç gitmediğimiz sokakta,
Taşlı bileklikler beğenirim,
Deniz kabukları da,
Sonra kahkahadan suya düşeriz belki,
Balıklar vardır elbet,
Bir yerlerden, 
Bir Yunan çalgısı sesi gelir, 
Adını bilmediğimiz..
Elbet oynarız..




Bak gece gece şiir yazdırdınız bana, ne oldu..
Hadi iyi geceler, hayallerden vakit kalırsa tabi..


Bir de öptüm.
ÇS*12







16 Temmuz 2012 Pazartesi

Aşk Meselesi, 2

Bir dahaki resmimde kesin olarak ayçiçekleri çizeceğim.
Hayrola  Van Gogh'a mı özendin,
Ya da sadece hayrola demeyin.
Olay, gerçek aşk meselesi..

Şimdi bunu Aşk Meselesi, 2 yapayım da o halde, başlığımız yürüsün.

Van Gogh resimlerinde kendini ayçiçeği olarak çizermiş,
Kendini ayçiçeğiyle bütünleştirmiş.

Olabilir, size saçma gelebilir, gelmeyedebilir.

Açıkçası ben çok da sorgulamamıştım, nedendir diye,
Sanatı sorgulamam arkadaş, yorumlarım ama sorgulamam,
Hala da açıp iki kitap karıştırmışlığım yok hakkında ama, malum ben fikir yürütmeyi seven bir insanım..

Sanırım onu geçen pazartesi sabahı anladım.

Bak Van Gogh Alive sergisine gidişimin üstünden kaç ay geçti hala bu konuyla ilgili yazmamış olmama inanamıyorum.
Bir sebep gerekiyor bazen,
Ya da anlamak..

Olayı klişeleştirmek istemiyorum..
Sadece yaşadığım farkındalığı paylaşmak isteği bu..

Edirne'de bir yazlığımız var, haftasonları gidip geliyoruz son 6 yıldır sanırım..
Her sene yolda, sırayla farklı bitkilerin yetişmesini izliyoruz,
Örneğin önce buğday tarlaları oluyor, sonra buğdaylar yerlerini pirince bırakıyorlar, sonra ayçiçekleri ekiliyor, onlar büyüyesiye de mısırlar dahil oluyor..
Benim gibi, fazlasıyla pastoral ve romantik bir kişilik için izlemesi bir hayli keyifli bir süreç, sizi ne kadar açar bilemem tabi..
Beni bırak oralarda koşuşturayım yani ama, ne yaparsın dünya hali..


Her neyse,
Geçen pazartesiye dönecek olursak, sabahın 6sında yola çıkıyoruz ki, malum İstanbul trafiğine kalmayalım, sanki İstanbul trafiğinden kaçış var ya, artık o saatin verdiği bir kafa açıklığı mıdır bilinmez, 6 senedir olduğu gibi hayran hayran ayçiçeklerini izleyip fotoğraflarını çekmeye çalışırken şöyle birkaç mısra çıktı aklımdan..


"Olsun, ayçiçeğinin güneşi beklediği gibi,
Ben de sana döner yüzümü, belki göğümde tekrar doğarsın diye 
Beklerim,
Allah'ın her günü.."


Sanırım o an dank etti.
Milyonlarca ayçiçeği, 
Her biri birbirinden ve çevresindeki her türlü çiçekten güzel ve değerli, ancak hepsi, 
Ulaşılmaz tek bir sevgilinin ağzından düşecek bir çift lafa talim,
Her gece onun gidişiyle boyun büküp, her sabah belki varlığını farkeder diye erkenden uyanıp onun gelişini bekliyorlar..


'Sanırım bir tanımı da bu gerçek aşkın,' dedim içimden, haydi oradan demeyin size anlatacaksam not alıyorum düşüncelerimi. Ya ne oldu?


Olayın ruhani kısmına girmeyeceğim, gerçi Van Gogh'un hayranlığı ve bütünleşmesi daha çok ruhani kısmıyla, güneşe, ışığa dönmekle alakalı sanırım, ama ben her zamanki gibi işin biraz daha 'gerçeksel' kısmındayım.


Ben hep kendimi en çok aşık, en çok acı çeken sanıyorum ya,
Belki siz de öylesinizdir diye,
Sizden daha beterleri de var bilin istedim..


Ayçiçekleri, 
Bir dahaki resmimde yapacağım şey tam olarak şu,
Ayçiçeklerini çizeceğim,
A-ah şaşırdınız değil mi, ama dümdüz çiçekleri ya da tarlaları değil,
O bir tek sevgiliyle bir kere göz göze gelmek için,
Hergün, milyonlarca ikizi arasından bıkmadan varlığını doğrultan,
Aşık ayçiçeğini çizeceğim. 



Üzüleceksiniz onun için,
Bir yandan da kıskanacaksınız onun bu değeri pahayla ölçülemeyecek,
tek mevsimlik tutkulu aşkını..


Ya yine yaptım reklamımı, verdim gazı, bekleyin şimdi.


Şiir konusuna dönersek,
İtiraf ediyorum, hayatta doğaya dağa bayıra, ya da bir davaya bir düşünceye yönelik şiir yazabileceğimi sanmazdım, düşünce konusunda hala tavrım aynı ama sanırım ayçiçekleri için bir kaç satır yazabilirim, bence azimleri bunu hak ediyor. 


E, siz ne yapıyorsunuz?
Özledim bak, 
Hem de çok, malum gurbetteyim hala.. 


O kadar anlattım bir Van Gogh çakmazsam da ayıp olur..
Van Gogh çakmak, bak adam mezarında ters döndü, tövbe tövbe..








Ne alakaysa aklıma, "İtalya'ya gidince Picasso'yla tanışmak isterim." diyen aptal manken geldi, canımın içi ya..


Her neyse tatlılar, 
Belki sonra yine yazarım, 
Sevgiyle kalın,
Ama çok aşık olmayın, ayçiçekleri gibi, 
Sevdiğiniz güneş de olsa, güzelliğine kanmayın..


İyi geceler..
ÇS*12




12 Temmuz 2012 Perşembe

Işınlanma Meselesi, 1

Kafamın içinde bir deniz var,
Bir sağa bir sola sallandırıyor..




Demişim tam 11 ay olmuş.
Maşallah yani, zamanın hızına yetişebilen varsa onunla evleneceğim zaten, beni de yetiştirsin diye..


Dün, Geleceğe Dönüş filmlerinde gidilen gelecek tarihiymiş mesela,




Baktım, bir şeylerin uçacağına yönelik şiddetli bir inanış var..
Yok ya, arabalar uçmuyor daha, bir elli yıl daha da uçmaz söyleyeyim, niyetlenmeyin.
Uçuracak teknolojiyi bulamayacağımızdan değil, gerek yok.



Önceki gün iki saat köprü trafiğindeyken düşündüm.
Yahu, biz iki boyutlu, tek düze yollarımızda kaos yaşıyoruz, çok boyutlu bir trafik düşünsenize,
uçan kaçan belli değil, herkes kafasına esen yükseklikten gidiyor,
kafa kol sakatlık hak götüre..


Olmaz o iş benden söylemesi..


Tabii, bundan 100 yıl sonra, tüm meziyetlerini tüm teknolojileri kullanarak bu yazımı tarihin puslu sayfalarından çıkarıp, "nooldu bak öngörememişin al uçuyoruz" diye hırs yapan bir akıllı çıkarsa, kendisine yukardan tatlı bir selam çakarım, serin serin..




Bak bu konu ışınlanmayla ilgili engin düşüncelerimi açıklama hissiyatı doğurdu şimdi.
Bilmem daha önce bahsetmiş miydim ama,
Işınlanma bulundu ya,
Net yani.
Ama açıklamıyorlar, ben de bulsam ben de açıklamam.


Neden diyeceksiniz, ki bazılarınızda benim pis kafam var onlar demeyeceklerdir..


Birincisi, hiç insanın eline verilecek güç değil o arkadaş..
Çok fazla kısıtlamaya ihtiyacı var o meselenin, sadece bulmakla bitmez yani, buluyorsanız engellemeyi de bulmanız lazım, yoksa zaaaaart kanepende Hüsmen abi televizyon izliyor.
Tabii bu Hüsmen abinin yapabileceği en masum aktivite.


İkincisi, ona biçilebilecek bir değer yok.
Ticari düşünün iki dakika, tüm araba sektörü uçak, otobüs sektörleri, alayı eleniyor.
Neden?
Odanızdan Rusya'ya 37 saniye sürse, hanginiz denemezsiniz Allahsızlar?

Kim para verir, uçağa bilete?


Üçüncüsü, suç oranını arttırır ışınlanma.
Neden?
En nihayetinde insanız, her birimiz bir başka telden çalıyor,

Herkes senin benim gibi iyi insan olmaz, belki sen ben bile iyi değilizdir,
Herkesin istediği yere şipşak gitmesi, ne bankada para, ne sende bende namus, ne dostluk ne arkadaşlık bırakır.
Hele şu "stalker" meseleleri var ki, ona girmeyeyim bile.
Hanginiz hoşlandığı kimsenin evine şipşak bir girmeyi denemez?
Yemeyelim şimdi birbirimizi..



Dördüncüsü, net savaş çıkar.
Çünkü bulan, yaklaşık bir 200 yıllık "kapak" armağan etmiş olur rakiplere,
E rakipler bununla sidik yarıştıramaz, ancak insanlarını yarıştırabilirler.


Daha bin tane var ama bence en komiği,
Obezite artar,
Yoksa Amerika buldu da ondan mı obezitede tavan yaşıyorlar?
Şurada iki ay, metro metrobüs otobüs kullanmasam, onu geç arabası olanlar da trafikte kendilerini ve başlarını yemeseler, 
Oturduğumuz yerden şık şık sağa sola gitsek,
Alayımız yuvarlanacak seviyede obez oluruz.




Ha şimdi tüm bu yazdıklarımın akabinde,
Aaa Çiçek ışınlanmaya karşı.
Gibi ilginç sonuçlar çıkaran tatlılarım için söylüyorum, kimse bulmadıysa ben bulacağım o denli istiyorum üzerime gelmeyin.
Heyecanla beklemesem, üzerine bu kadar fikir yürütür müyüm durduk yere?

Misalen,
Sabah sizi görsem,
Öğlen Naviş'in yanağına bir öpücük atsam,
Akşam üstü Alex'le çay içsek,
Yemeği de Şeyseller'de yesem fena mı olur?


Hakikaten bir ara da Şeyseller modası vardı, ne oldu oraya?
Bak birden aklıma takıldı.



Velhasıl kelam, siz siz olun ışınlanmayın.


O ne demek ya,
Dur günün öğütünü bulamadım.


Yatmadan önce soğuk meyve yemeyin.


Ya da, geri dönerse senindir dönmezse hiç senin olmamıştır?


Yok olmadı hiçbiri, siz en iyisi, bu yazıdan sonra merak edin de, Geleceğe Dönüş serisini zaman yaratıp izleyin bir baştan.. Ben de zaman bulunca yapacağım..


İnsan oğlunun atıp tutmak kadar güzel yaptığı bir ikinci iş yok.


Yazıya da ışınlanma meselesi 1 diyorum, nitekim benim ışınlanma fikirlerim bitmez, elbet yazarım yine..


Haydi hepinize iyi geceler..
Teker teker öpüyorum, yanaklarınızdan..
http://www.formspring.me/saricic
ÇS*12

10 Temmuz 2012 Salı

Refakatçi / Adı Bende Saklı Eren

Her türlü yalnızlığa çare bulunur.
Evlere refakate gidilir.



Höst, başıma güneş geçmedi bir durun ya, ah eski güzel günler herkes iyi niyetliydi, şimdi işiniz gücünüz vıcık vıcık.
10 gün arkadaşımda kalacağım, evde tek kalmasın şekerpare diye.
Girişimi buna borçlusunuz yani.
Bu sebeptendir ki, bu 10 gün yazılarımda bir seyrelme olsun, bir gevşeme olsun,

Bir yersiz neşelilikte gevşeklik bulabilirsiniz.
Olsun.


Bir de ben ders çalışıyorum ya, vallahi, bak öneriyorum.
Son iki senenizse çalışın.
Öncesi için çalışın demeye yüzüm yok, ama çalışırsanız hayrınıza olur demedi demeyin.




Aman ders de neymiş ya bırakalım bunları.
Bu köprünün hali ne bana bunu açıklayın önce.
Dün evden 10da çıktık, normalde yarım saatlik yolu iki buçuk saatte geçtik.
Ya, bana bunlarla gelin işte.


Buradan sevgili kara yolları ebesine sesleniyorum.
Ama ne kadar hakaret etsem yeterli olmuyor.

Keşke bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi alabilseydim.





Allah'ım bugün çok sıcaktı.
Yarın ne giyeceğim diye içim katılıyor, ama güzel görünmece gibi bir dert kalmadı, sadece sıcaktan ölmemeyi hedefliyorum.


E peki bu akşamın konusu ne,
Ya vallahi ben de bilmiyorum.
Çünkü 2.5 saatlik bir ders çalışmacadan sonra bir takım oksijen dolu hücrem kendini emip bitirdi.
Size posası kaldı.
Yazık.
O yüzden hazırdan bir şeylerle mi gitsem diye bir hissiyat geldi.
Aslında bloga adını veren hikayemden bir şeyler paylaşsam diye içim içimi yiyor.
Ama, hem girişgahı şuan yeterince aktif verebilir miyim emin değilim, hem de geri dönüm almak istiyorum biraz, ve henüz formspring fikrine alışamadınız ne yazık ki.. Yine de inanıyorum. 


İnanmak başarmanın yarısıdır.


Geçeceğime inandığım derslerin yarısından geçmişimdir ama bak,
Laf doğru yani.



Bak asıl size ne anlatacağım onu hatırladım ya! Hatta bu başlığa gider.
Dün akşam, 
Sayısız saatlerce trafikteyken, haliyle sevgili babamla kendimizi radyonun akışına kaptırdık.
Radyoları gezerken, birinde tatlı bir muhabbete denk geldik.


Hatta bu yazımı o kıza armağan etmek istiyorum.
Sevgili B.
Bu arada kızın adı teyzelerimden birinin adı olduğundan ismi kullanmayacağım, öyle bir his geldi.


Olay şöyle vuku buldu.


Sevgili B, telefonla canlı yayına bağlanıyor.
Sesi tabii ki buğulu ve uzaktan geliyor. Nitekim saat 23.30ta kim radyoya bağlanır.
Mutlaka bir arızası bir acısı olmalı.


Zaten bu radyoya bağlanma meselesi her zaman komiğime gitmiştir.
Bu espriyi kaldırabilecek bir sevgili bulup kendisine şarkı yollayacağım ilerde.
Fake bir hikaye de anlatarak.
Hatta bunu yapmadan önce buradan haber vermeliyim ki, hepiniz açıp eğlenin.
Her neyse..


Sunucu kızın sesindeki dramı yakalayınca kurcalıyor tabii, kime şarkı yollayacaksın, hangi şarkı diyerek..
Kız, eski sevgilisine yollamak istiyor.


Şaşırmadınız.


Sunucu kızı açmaya çalışıyor. 
Kız
'Gerçi şuan başkasını sevse de' diyor.


Şaşırmadınız.


Sunucu vah vah tüh tüh diyerek kıza soruyor. 
'Şuan başkasıyla mı beraber?'
'Evet.'
Diyor canımın içi, ağladı ağlayacak ama..


Buraya kadar biz de babamla vah vah tüh tüh diye dinliyoruz.
Nedense kızın sesine bir acıdık.


Sonra kız bombayı bırakıyor.
Gozumuzde mağdurdan gerizekalıya hızla geçtiği an.


'Ne kadar oldu ayrılalı?'
' 1 ay. '


1 ay mı?
Pardon, bir ay mı?
Bir aycık oldu ve çocuk çoktan başkasını mı buldu?


Ya, sevgili B.'ciğim, canım bak, keşke benim arkadaşım olsa sana demediğimi bırakmazdım.
Öncelikle Allah o sevgilini de bildiği gibi yapsın ama,
Yahu çocuk seni bırakmış bir ay olmuş, tıkana tıkana sevgili bulmuş,
Ki çok büyük bir ihtimalle seni de kız için bırakmıştır,
Yahu o çocuğa ağlanır mı?
Haydi ağladın, daha ne şarkı gönderiyorsun?


'Eminim mesaj da atmıştır.' dedim babama dönüp,
Babam,
'Çocuk çoktan telefonunu değiştirmiştir.' diyip koptu.
Bak erkek, erkeği biliyor tabi.


Ve yolladığı şarkı, bari İsmail YK'dan Allah Belanı Versin olsa,
'Sezen Aksu'dan Adı Bende Saklı'yı göndermek istiyorum Eren'e'


E verdin çocuğun adını, adı sende saklı kalmadı.


Diyeceğim o ki,
Biz insanlar, nasıl seviyoruz melankoliyi,
Öyle ki bazen gözümüzün içine giren gerçekleri kabul etmek yerine,
Kendimize acı çektirmeyi, üzgün olmayı tercih ediyoruz.


Hatta bazen değil, her zaman.
Ama güzel şeyler asla siz üzgünken olmuyor, buna da emin olabilirsiniz.
Güzel şeyleri çekmek için, içinizin de güzel olması lazım.
Hangi karanlık sokak güzel ki?




Ortaköyde bir tane varsa kendinize saklayın onu.


Haydi, ben ilgisiz bıraktığım arkadaşıma döneyim, siz de kendinize fazladan çektirdiğiniz ne sıkıntınız varsa, bu akşamlık benim hatrım için bırakıverin.
Sonra sevdiğiniz bir şarkıyı dinleyin uyumadan.


Dişlerinizi de fırçalayın ya, hijyeninizden başlatmayın.
Şaka.
Öptüm hadi,
İyi geceler..


Yatmadan Eren'e de bir voltran yapalım tersi şaşsın.
ÇS*12

6 Temmuz 2012 Cuma

Kaçamak

Bavul hazırlarken yazılan yazıya kaçamak yazı derim arkadaş!
Ha bir yazı'nın kaçamağı kalmıştı zaten, o da oldu bak.



Baştan söyleyeyim,
Yarın - yeter artık inşallah - Enez'e gidiyorum hafta sonu için, kızgın kumlardan,
- Hatta taşlardan diyeceğim, İstanbul'da hangi kumdan bahsediyoruz? -
Enez'in -10 derecelik "serin" sularına atlamak istiyorum,
Velev ki atlayamazsam, tüm haftasonumu kapı kapı evlerinizi dolaşıp, tek tek banyonuzda küvetinizde,

Jakuzinizde duşa kabininizde,
Birer kulaç sağa sola şıplayıp geçireceğim.
Ona göre artık namaza mı durursunuz ne yaparsınız, voltranı verin yazlığa gideyim yahu.




Küçük tatlı tehditimden sonra,
Naber?
Bak ben iki gündür çok gülüyorum, o yüzden bu akşamki tek amacım,
İçimdeki saçma ama keyifli pozitifliği hepinize bulaştırıp gecenizi renklendirmek.



Sevdiniz mi fikrimi?
E peki o nasıl olacak, sıcaktan içimiz çekildi, burnumuzu cama yapıştırdık, küçük kardeşim klimayı yedi, gibi negatifliklerinizi bir kenara atarak başlayabiliriz mesela..


Size bu akşam güneşin yakıcılığından değil,
Gününüzün sıkıcılığından değil,
Buzluğunuzdan kokteylinize düşerken buz parçacıklarının çıkardığı tatlı sesten,
Kavuniçi dondurmadan,
Gece denize girmekten bahsedeceğim..


Hissiyaten tabi, yine el ele denize koşma sahnesi gelmesin aklınıza, kendinize saklayın onları yahu.




Bazen çok can sıkıcı laflar edebiliyorum, sizi bu sıcak yaz gecelerinde hayatı sorgulamaya falan itebiliyorum, kötü bir insanım yer yer, biliyorum, ama iki gündür öyle yersiz bir neşem var ki, şuan dünyaya hayata verebileceğim
"AMAAAAN KOYVER" den başka hiçbir cevabım yok.


Yani bu akşam ne yapıyoruz?
Koyveriyoruz ya, hayat siz mutluyken güzel.

Zaman göreceli.. Zaman göreceli..
E hayat ne, bir zaman aralığı değil mi?
Demek ki hayatınız uzun mu kısa mı olacak bir şekilde o da sizin elinizde..
Tüme varım bak bu.


Ya bu sondan bir önceki cümlemi normalde olsa en az iki paragraf açardım ama,
Bu akşam Mezdeke dinleyin istiyorum.
Kalkın göbek atın istiyorum, üzülmeyin istiyorum.


Bak biz bu sabah kahvaltıda yaptık bunu,
Hiç fena olmadı ya, 10 yıllık arkadaşım, hiç karşılıklı bu kadar çirkinleşmemiştik.
Ama çok keyifliydi ya.


Bak bu da bu hafta sonu küvetlerinizde kulaç atmazsam, kulaç atmayı hedeflediğim yer, güzel değil mi?
Kaçalım artık.


Peki her şey nasıl bu hale geldi?
Tüm bu pozitif ruh halimin sorumlusu hiç tanımadığım sarı saçlı bir gencimiz.
Hayrola diyeceksiniz, hemen cilveli işveli düşünmeyin, es verin bana bir.
Her metroda gördüğüme yazıyor muyum ben, ne kötüsünüz, alakası yok.
Yalnızca arkadaş o kadar sarışındı ki, 
Baktım, bir daha baktım.
"Ya bir insan nasıl bu kadar sarışın olur. Çok saçma." diye bir sinirim bozuldu.
Dün 12den beri gülüyorum Allah sizi inandırsın.


Ya hiç beklediğiniz gibi bir şey çıkmadı değil mi?
Ama o sırada ne oldu, bana iyi saatte olsunlar mı geldi gitmiyor, bilemiyorum,
Bir pozitiflik çöktü üstüme, sormayın.


Ama bak pozitif oldum da ne oldu?
Sınavım iyi geçti.
Aklımdan ne geçiyorsa oldu. Gerçekten.
Sonra dünyanın en ümit vaat eden tatlı çiftini tanıdım.
Güldüm söyledim.


Siz de yapın arada bir,
Mesela bu akşam başlayın, ama önce sinirinizin bozulması gerekiyor, reçetede öyle yazıyor.
Gülmek dediğimde de tatlı tatlı sırıtmayacaksınız, baya kıkırdamalar duymak istiyorum ben.


Şu dünyada en sevdiğim şeylerden biri değil mi ya?
Kıkırdasanız da gülsek.




Vallahi bir şey içmedim ya,
Sizin iyiliğinizi düşünende kabahat.


Yok yok, ben her türlü iyiliğinizi düşünürüm, seviyorum ne yapayım.




Kavuniçi dondurmaya gelelim o zaman.
Allah aşkına,
Bu haftasonu kendinize bir iyilik yapın, çıkın küçük bir kavun alın.
Bir de böyle ikili üçlü dondurmalar oluyor ya, kutuda, heh işte onlardan alın, keyfe göre.
Hatta kavununuzu alın, gidin Mado'ya, 4 top dondurma istiyorum deyin, bu kavunun içine.
Bak tüm İstanbullulara bir iyiliğiniz dokunur,
Ya da hangi güzel ülkede yaşıyorsanız..


Yerken beni anın.
Hatta fotoğraf çekip bana atın.
Hayalinizden.
Ya da gerçekten atın onu ben bilemem tabi.


Ama kavununuz bitince bana aşık olmayın mazallah.




Sonra soğuk bir şeyler için yatmadan.
Mutlaka.
Sıcak sıcak diye söylen söylen nereye kadar?
Soğukta da söyleniyorsunuz siz, duydum ben.
Madem sıcak, kalk soğuk bir şeyler iç arkadaşım, kışın içemiyorsun boğazım şişer diye, fırsat bu fırsat.
Biraz olayın pozitif kısmına geçin.
Söz veriyorum her şey daha güzel olacak.


Pozitif düşünün pozitif olsun.
Laf değil bu, tecrübeyle sabit.
Bilimsel de, ama o kısmını anlattırmayın anlatması 6 saat sürer.


Diyeceğim o ki,
Ben yarın inşallah denize gireceğim diye,
"Hüsnü Allah kahretmesin, yanıyoruz burada bak elalem sahilde kumsalda." demeyin,
"Hüsnüüü, aşkım, yarın biz de bir kaçamak yapsak." deyin.


Yemin ediyorum,
Mutluyken daha güzelsiniz.




Yine de benim pozitifliğim bir şekilde Dünya'nın manyetik dengelerini değiştirecek kadar kuvvetliymiş gibi geldiğinden, bir kısmını dahi olsa üzerimden atmak, atarken de sizi neşelendirmek, size bulaştırmak istedim.


Kaçak enerji yolladım size bunu okurken yani.
Ne oldu öpüldünüz mü?
Öbür yanağınızı da uzatın o zaman, bak ben öyle yapıyorum hep.


Bu arada size laf yetiştireceğim diye 5. kez aynı şarkıyı dinliyorum, ve bir şekilde yine anlamsızca gülmeye başladım.
Bir de annemler dönmeden bavulumu hazırlayamazsam düşüncesi içimi ürpertiyor.
O yüzden sizi tüm bu tatlı ruh halimle baş başa bırakıyorum.


O kadar çok öptüm ki sizi bugün,

Kendime bile bir soğuma geldi.

Şaka.



Her türlü anlamsız sorunuz için..http://www.formspring.me/saricic

Öpüldünüz büyükçene.
İyi geceler, serin rüyalar..
ÇS*12


4 Temmuz 2012 Çarşamba

Alas, poor Yorick!.. Ya da Örümcek Ağları işte..

Bak yarın Akışkanlar Mekaniği vizem var, ben yine de oturdum size laf yetiştiriyorum.
Yok yok, bu sefer önce çalıştım, en sona bıraktım yazı yazmayı,

Şaşırdınız değil mi?
Ben de değiştim ya, valla.



Bazı düşüncelerim, bakış açılarım öyle değişti ki, şaşırıyorum.
Zamanın insan üzerindeki etkisi çok ürkütücü.


Bir yandan sizi sürekli olarak silip süpürüyor,
Bir yandan bakıma muhtaç bir çiçekmişsiniz gibi her gün yeniden su verip, yeniden hayata döndürüyor sizi.
Zaten hem öldürüp hem diriltmese ne eğlencesi kalırdı hayat denen bu sürecin?


"Her şeyi olan insanlar" intihar ediyor, duyuyorsunuz,
Demek ki "her şey" her şey demek değilmiş..
Hep gülerseniz ağlamanın, ağlayabilmenin değerini nereden bileceksiniz değil mi?
Ki ağlayamayan insanlar da tanıdım.

Onların içleri ağlardı, dışlarına taşmazdı sadece, belki örtüleri taştandır, metaldendir değil mi..
Ama taş su alır yosun tutar, metal dediğin de paslanır kırılır elbet..

Diyeceğim o ki, gözyaşı dediğin meret içinde tutmak için değildir, Dünya'nın cansuyudur gözyaşı..
Ne yazık ki..




Güne hangi amaçla kalkıyorsunuz çok merak ediyorum.
Ben çok uzun bir süredir amacımı kaybettim, hani uyanmak için uyanıyorum, daha fazlası gelmiyor içimden..
Günübirlik keyifler, amaçlar olur tabi, ama genele yönelik diyorum, hani "iyi ki bugüne de uyandım" diyebileceğiniz ne sebebiniz var merak ediyorum.. 
Bak benim vardı, çok fazla sebebim vardı, endişelerim vardı..
Endişelerim ne yöne gidiyor düşüncesi bile bir güne başlamaya değerdi..
Şimdi bakıyorum, çok uzun bir süredir, hayat, sadece hayat benim için.. Dümdüz yani, uyan, görevlerini yap ve geri dönüp uyu. Arada üzül, söylen, ya da bir iki espri yap tüm günü geçiştirecek.
Giyin, süslen, dünya üzgün olduğunu fark etmesin.
Ne alıp veremediğimiz varsa şu Dünya'yla.
İçinde adam gibi yaşamak için bir ömür çabalıyoruz da, bir tane güzelliğinin tadına varabiliyor muyuz sanki?


Hani nerede Sakura'lar, hani saklı göller, vadiler, hangi birini gezebiliyorum ben?
Tek dişi kalmış kabile reisi amcanın benden daha dingin bir hayatı var.
Yok kabile reisliğini parayla satın almamış.
Yalnızca doğru zamanda doğru yerde yaşamış.
Ve yaşlanmış..
Ben ise yaşlandığımda emekli maaşım yatmış mı diye bakıp torunlara altın takacağım.
Adam oksijeni ürete dursun damarlarında, ben hayalini kurayım bir gün ben de içime çekebilir miyim diye dünyanın havasını?

Haydi işin yoksa hayatı sorgula şimdi akşam akşam..



Shakespeare de sorgulamış, benim neyim eksik.
Adam demiş ki Hamlet'te, Büyük İskender de mantar tıpaya dönüşmedi mi sonuçta?
Evet dönüştü, biz de dönüşücez, peki ne bırakacağız geride?
Ya da bıraktıklarımız yaşamaya değer olacak mı?



Bak bu da Hamlet'in en sevdiğim versiyonundan, 1996 yapımı, Kenneth Branagh ve Kate Winslet oynuyor, izleyin derim. 4 saatlik film, kitapla birebir gidiyor. Pahabiçilemez.




İnsan hayatı, örümcek ağı gibi.
Siz de bu ağın örümceği tabii..
Ortada bir yerden mükemmel bir desenle başlıyoruz, dünyaya geliyoruz,
Sonra öre öre genişliyoruz.
Önce arkadaşlar giriyor düğümlere, sonra sevgililer, 
Sonra bir başka örümcek size yardıma geliyor, birleştirip ağlarınızı beraber devam ediyorsunuz genişlemeye,
Sonra ailenize çocuklar giriyor, çocuklar kendi düğümlerini atmaya başlıyorlar,
Sonra onların çocukları oluyor şanslıysanız..
Bir bakmışsınız, bir dünyayı çevirecek bir ağınız olmuş, desen desen.. Dünyanın en güzel motifleriyle bezeli..
Bazı yerleri yırtık olabilir, hiç önemli değil, herkes hata yapar, önemli olan o hataları kesip atabilmektir..


Bu işin romantik kısmı tabi,
Yani bu yaşamak istediğim bir milyon işin,
Atmak istediğim bir milyon düğümün,
En üstten görünen en temeldeki kısmı..
O ilmekler nasıl atılacak, önemli olan kısmı orada, neler girecek ilmekler arasına ki, Dünya'yı örtüğünde benim ağım, boşluk olmasın üzerinde, tüm dünya da örtünsün benimle, hiç pişman olmadan.




Dönüp dolaşıp ölmeden önce yapılacaklar listesine getirdim lafı.
Ama o iş öyle listeyle yazıp çizip olmamalı bence,
İçimde bir yerde şiddetle sakladığım bir maceraperest var biliyorsunuz.
Sadece onu ateşleyecek birini arıyorum. 
Aramıyorum daha doğrusu, onun bir şekilde beni arıyor olduğuna inanıyorum diyelim.




Dün Zeyna'yı izliyordum, 90larda hiç ilgimi çekmeyecek tekrar bugün dinlediğimde çok anlam ifade eden bir küçük hikaye geçti arasında.
Hikayeye göre,
İnsanoğlu 4 el 4 ayak ve iki kafayla yaratılmış.
Sonra Tanrılar tek bir hamleyle, ikiye ayırmışlar insanları,
Herkese bir baş iki ayak düşmüş.
Fakat ayrılık iki tarafta da umutsuzca tekrar bir araya gelme duygusu bırakmış.
Çünkü aynı ruhu paylaşırlarmış.
O günden sonra tüm insanlar tüm hayatlarını ruhlarının diğer yarısını arayarak geçirmişler.


Evet, nasıl getirdim konuyu buraya bilmiyorum ama azcık titredi içiniz bence.
Durun durun ya, ruh eşiniz ben değilim hemen meyil yapmayın.




Hayattan girdim, ölümden çıktım, sonra tekrar bir girdim hayata, anlayacağınız benim de aklım karışık bu bahislerde.. İçimdekileri azcık bilin, bir de benim açımdan bakın dedim..


Geldik işin neşeli kısmına.
Bak iyi kalpliyim diyorum burun kıvırıyorsunuz, bu arada abuk subuk şeyler oluyor daha cümlem bitmeden,
Benimle aranızı iyi tutun mazallah.

Erdim mi nedir yahu?

Şimdi saymaya başlasam baya sürer, ama bak şuanda da bir şey geçirdim içimden, bakalım bu olacak mı?
Olursa yarın size bir şarkı yollarım helalinden bak, voltranınıza kurban.




Ha bir de şu formspring meselesini açayım.
Dün daha sorarken size açayım mı falan diye, dayanamadım lafım bitmeden açtım.
Ama temelde benim kafamdaki olay formspringin tam tersine çalışıyor gibi, hani benim istediğim bana soru sormanızdansa, sorularıma yanıt olmanız, kafa karıştırıcı yani..
İçinizden bir şey gelirse, sorun ya da fikir bildirin diyeyim toplayayım o zaman.
Ha bir de herhangi bir sebepten voltrana ihtiyacınız varsa yazın, yaparız burada hepbirlikte..
http://www.formspring.me/saricic
Her türlü amaca açık yani, çirkinleşmediğiniz sürece:D



Hadi öptüm o zaman, biraz daha soru çözeyim ben,
İyi dileklerinize muhtacım, sizi seviyorum..
Öpüldünüz kocaman.
Ha bir de öpücüklerim çok birikti ama bu bambaşka bir konu..
İyi geceler..


Ha bir de son olarak, dün akşam rüyama çok kötü bir şekilde giren arkadaşa sesleniyorum,
Eğer bunu okuyorsa, bu gece daha tatlı bir insan olsun..
ÇS*12

3 Temmuz 2012 Salı

Ay İçim Bir Reenkarne Oldu..


Efendim, nasılsınız iyisiniz inşallah.
Hoşbulduk tekrardan.


Üç gündür kafa tatilindeydim, özlemişsinizdir umarım beni. 
E kafa tatilindeyim diye düşünmedim oturdum mu sanıyorsunuz, aksine, nasıl birikti anlatacaklarım, nası yine bir dünyanın hayatın anlamını bulma çabası sormayın.


Deniz havasına bayılıyorum.
İnsanın zihnini, burun direğinden taa başının en gerisindeki o küçük hayat düğümüne kadar açıyor valla. Tuzdan mıdır, tazelikten midir artık..




Ee, siz ne yaptınız ben yokken.
Bak ben yeni bir roman konusu buldum mesela.
2 tane (şimdilik) şiir yazdım.
Boş durmadım yani.
Latin olmaya karar verdim sonra, sırf dansını damardan almak için.
Başka güzel şeyler de oldu tabi, ya da olacak diye inancım var bilmem ki. 
Bir başka yazıyı aklımdan yazdım baştan sonra, ama kağıda geçirmedim. Hiçbir zaman okuyamayacaksınız yani, yazık.
E her şeyi de bilmeyin arkadaşım.


Şiir yazmayı özlemişim bak ama.
Bana nasıl bir heyecan ve rahatlık verdiğini neredeyse unutmuşum. 
Şiir dediğin zorlamayla yazılmaz zaten, bu yüzden uyağa kafiyeye karşıyım ya..
İçinden gelip olduğu gibi kelimelere dökülmeli.. Bir de hikayeleri olmalı mesela, yani en azından benimkiler hep bir anı, bir hikayeyi anlatır. 
Dağa ağaca şiir yazamadım daha, o olgunluk gelmedi.


Belki Karadeniz gezisinden sonra gelir bak.
Beni koy yaylaya bak neler çıkıyor.
Bir gün ermek istersem, sırf yeşillik bir yere gidip kalırım.
Hani sanki içime çektiğim hava %100 oksijen  olacakmış hissi. 
Adım da müsait, fotosentez bile yaparım bak. 




Acaba önceki hayatımda bir bitki miydim? 


Yok ya, önceki hayatımda kesin p.zevenktim ben, bunun cezası olarak bu ruhsal ağırlığı ve romantizmi çekiyorum. Çekiyorum derken, memnunum ama, yine de bir ağırlık işte.
Kim bilir ne haltlar karıştırdım önceki hayatımda.


He geldik reenkarnasyon meselesine yani.


Temelde, körü körüne inandığım hiçbir şey yok.
Birincisi görmediğim ya da kesin olarak kanıtlanamayan şeylere, kesin gözüyle bakmam, ama olasılıkları hoşuma gider.


Reenkarnasyon meselesi de böyle, oluyor da olabilir, ama nasıl kanıtlarım olup olmadığını, kanıtlayamam, ama eğer gerçekse kesin olarak bir p.zevenktim. Hem de en adisinden yani, hani çevirdiğim pis işler kadar hatur hutur kalp de kırıyorum, yakışıklıyım ya, yoksa nedir bu çektiğim ceza.


Fakat adi olduğu kadar temiz kalplisinden de.


Ki hala aynı temiz kalbi taşıyorum. Herhalde, reenkarnasyon varsa, bir tek kalplerimiz ve zekamız sabit kalarak vücut değiştiriyoruzdur. Bak fikirler demiyorum ama, zeka diyorum. Yani bundan önce de sonra da, benim aklımın çalışma kapasitesi aynı, ancak içine koyacağım fikirler, bana verilen hayatın karakteristiklerine bağlı. Örneğin şuan "iyi aile kızı" hayatı yaşıyorum, dolayısıyla aklımın içinde dönen fikirlerin, pisliği de temizliği de bu karakterin verdiği sınırlara göre belirleniyor.


1800lerde kadın satıyor olsaydım, aklım çok daha pis fikirlere çalışabilirdi yani gibi, yadırgamayın bir düşünün. Sizce reenkarnasyon olsaydı, siz önceki hayatınızda ne yapmış olabilirdiniz ki, şuanki hayatınızı yaşayasınız?




Yalnız Discovery'nin reenkarnasyon için seçtiği resim pahabiçilemez. Nası gerginlik katmışlar konuya.
Bu resme baktıktan sonra daha da inanmayanı dövüyorlar herhalde.




Paralel evren meselesi bir tık daha ürkütücü mesela.
Çünkü reenkarnasyon bir yerden sonra tatlı geyiklere meyilleniyor. 
Halbuki bir dejavu olun mesela nasıl da ödünüz bir tarafınıza karışıyor. 


"Ben bu anı yaşadım! Evet evet sonra da böyle olmuştu!"


Ama ne zaman olmuştu değil mi? 


Şuan yaşadıklarımı daha önce ve daha sonra süre aralıklarıyla yaşayan bir kaç ben daha varsa, gelecekteki benlerden beni bir şekilde uyarmalarını beklerdim. Ya da geçmişteki benleri bir şekilde uyarmalıyım ki, benim düştüğüm hatalara düşmesinler, üzülmesinler değil mi?




O yüzden paralel evren varsa buradan sevgili geçmişteki bana sesleniyorum,


Tatlım, öncelikle 3 sene önceki bensen adam gibi ders çalış, ciddiyim. 
O gün üç kuruş çalışsaydın bugün ben bu acıları çekmezdim. 
4 sene önceki ÖSS'ci bana demiyorum ama bu lafı, onun canı sağ olsun, oh kafası rahat geçirdi lisesonu en tatlı bölüme de girdi, ona bir lafım yok.
3 sene önceki ben, kime güveneceğine dikkat et.
Kimi seveceğine, bak buraya dikkat, kime değer vereceğine gözünü seviyorum çok dikkat et.
Mümkünse sevme, seveceksen de aklını başında tut tatlım.
Diyetisyene git ama spor da yap, sebze yemene gerek yok, o konudaki tavrını seviyorum, ben her türlü zayıfladım ama birkaç kilo daha atsan fena mı olur.
Rica ediyorum tembel olma, çok rica ediyorum. Biraz çaba göster yahu. Dünya şampiyonasında da adam gibi her gün git, ne görev veriyorlarsa, yapıver aman boşver. Basketbola küstün de ne oldu.
Ha bir de rica edeceğim, Navarro'yla fotoğraf çektir. Bak atılırız diye çektirmedin de ne oldu. Fotoğraf çekinen kimse atılmadı sen atıldın. Hatta git öp yahu.




Evet sevgili okuyucular, şimdi hep beraber voltran yapıyoruz, konsantre oluyoruz, paralel evrene titreşim yolluyoruz. Bak inanıyorum olacak. Hazır mıyız..
1... 2... 3....
YOLLA.




İnşallah gitmiştir, benim gibi zaman zaman non-stop ağlamaz kerata.
Bak sizin de varsa geçmişe gönderecek bir mesajınız söyleyin bir ara size de voltran yaparız.
Hatta ayda bir voltran köşesi mi yapsam. 


Ya bak ben asıl formspring açmayı düşünüyorum blog için, hayır çünkü ben hep sizle muhabbet eder gibi yazıyorum ya, arada bir feedback alsam, ordaki sorularınızı buraya yanıtlasam fena mı olur. 
Ne kadar randıman alır bilemiyorum ama, bu noktada tanıdıklardan feedback bekliyorum ne dersiniz bu fikrime.


Hem seksi olur, kim olduğunuzu belli etmeden soru sormuş olursunuz çok tatlı.
Her neyse.. Bakalım..


Bu akşamlık bu kadar olsun o zaman..
İyi geceler tatlılar, sizi seviyorum. Özledim de..
ÇS*12

ve akabinde bir iki yorumla gaza gelip açtım bile, haydi hayırlısı, tekrar öpüldünüz..
http://www.formspring.me/saricic