10 Temmuz 2012 Salı

Refakatçi / Adı Bende Saklı Eren

Her türlü yalnızlığa çare bulunur.
Evlere refakate gidilir.



Höst, başıma güneş geçmedi bir durun ya, ah eski güzel günler herkes iyi niyetliydi, şimdi işiniz gücünüz vıcık vıcık.
10 gün arkadaşımda kalacağım, evde tek kalmasın şekerpare diye.
Girişimi buna borçlusunuz yani.
Bu sebeptendir ki, bu 10 gün yazılarımda bir seyrelme olsun, bir gevşeme olsun,

Bir yersiz neşelilikte gevşeklik bulabilirsiniz.
Olsun.


Bir de ben ders çalışıyorum ya, vallahi, bak öneriyorum.
Son iki senenizse çalışın.
Öncesi için çalışın demeye yüzüm yok, ama çalışırsanız hayrınıza olur demedi demeyin.




Aman ders de neymiş ya bırakalım bunları.
Bu köprünün hali ne bana bunu açıklayın önce.
Dün evden 10da çıktık, normalde yarım saatlik yolu iki buçuk saatte geçtik.
Ya, bana bunlarla gelin işte.


Buradan sevgili kara yolları ebesine sesleniyorum.
Ama ne kadar hakaret etsem yeterli olmuyor.

Keşke bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi alabilseydim.





Allah'ım bugün çok sıcaktı.
Yarın ne giyeceğim diye içim katılıyor, ama güzel görünmece gibi bir dert kalmadı, sadece sıcaktan ölmemeyi hedefliyorum.


E peki bu akşamın konusu ne,
Ya vallahi ben de bilmiyorum.
Çünkü 2.5 saatlik bir ders çalışmacadan sonra bir takım oksijen dolu hücrem kendini emip bitirdi.
Size posası kaldı.
Yazık.
O yüzden hazırdan bir şeylerle mi gitsem diye bir hissiyat geldi.
Aslında bloga adını veren hikayemden bir şeyler paylaşsam diye içim içimi yiyor.
Ama, hem girişgahı şuan yeterince aktif verebilir miyim emin değilim, hem de geri dönüm almak istiyorum biraz, ve henüz formspring fikrine alışamadınız ne yazık ki.. Yine de inanıyorum. 


İnanmak başarmanın yarısıdır.


Geçeceğime inandığım derslerin yarısından geçmişimdir ama bak,
Laf doğru yani.



Bak asıl size ne anlatacağım onu hatırladım ya! Hatta bu başlığa gider.
Dün akşam, 
Sayısız saatlerce trafikteyken, haliyle sevgili babamla kendimizi radyonun akışına kaptırdık.
Radyoları gezerken, birinde tatlı bir muhabbete denk geldik.


Hatta bu yazımı o kıza armağan etmek istiyorum.
Sevgili B.
Bu arada kızın adı teyzelerimden birinin adı olduğundan ismi kullanmayacağım, öyle bir his geldi.


Olay şöyle vuku buldu.


Sevgili B, telefonla canlı yayına bağlanıyor.
Sesi tabii ki buğulu ve uzaktan geliyor. Nitekim saat 23.30ta kim radyoya bağlanır.
Mutlaka bir arızası bir acısı olmalı.


Zaten bu radyoya bağlanma meselesi her zaman komiğime gitmiştir.
Bu espriyi kaldırabilecek bir sevgili bulup kendisine şarkı yollayacağım ilerde.
Fake bir hikaye de anlatarak.
Hatta bunu yapmadan önce buradan haber vermeliyim ki, hepiniz açıp eğlenin.
Her neyse..


Sunucu kızın sesindeki dramı yakalayınca kurcalıyor tabii, kime şarkı yollayacaksın, hangi şarkı diyerek..
Kız, eski sevgilisine yollamak istiyor.


Şaşırmadınız.


Sunucu kızı açmaya çalışıyor. 
Kız
'Gerçi şuan başkasını sevse de' diyor.


Şaşırmadınız.


Sunucu vah vah tüh tüh diyerek kıza soruyor. 
'Şuan başkasıyla mı beraber?'
'Evet.'
Diyor canımın içi, ağladı ağlayacak ama..


Buraya kadar biz de babamla vah vah tüh tüh diye dinliyoruz.
Nedense kızın sesine bir acıdık.


Sonra kız bombayı bırakıyor.
Gozumuzde mağdurdan gerizekalıya hızla geçtiği an.


'Ne kadar oldu ayrılalı?'
' 1 ay. '


1 ay mı?
Pardon, bir ay mı?
Bir aycık oldu ve çocuk çoktan başkasını mı buldu?


Ya, sevgili B.'ciğim, canım bak, keşke benim arkadaşım olsa sana demediğimi bırakmazdım.
Öncelikle Allah o sevgilini de bildiği gibi yapsın ama,
Yahu çocuk seni bırakmış bir ay olmuş, tıkana tıkana sevgili bulmuş,
Ki çok büyük bir ihtimalle seni de kız için bırakmıştır,
Yahu o çocuğa ağlanır mı?
Haydi ağladın, daha ne şarkı gönderiyorsun?


'Eminim mesaj da atmıştır.' dedim babama dönüp,
Babam,
'Çocuk çoktan telefonunu değiştirmiştir.' diyip koptu.
Bak erkek, erkeği biliyor tabi.


Ve yolladığı şarkı, bari İsmail YK'dan Allah Belanı Versin olsa,
'Sezen Aksu'dan Adı Bende Saklı'yı göndermek istiyorum Eren'e'


E verdin çocuğun adını, adı sende saklı kalmadı.


Diyeceğim o ki,
Biz insanlar, nasıl seviyoruz melankoliyi,
Öyle ki bazen gözümüzün içine giren gerçekleri kabul etmek yerine,
Kendimize acı çektirmeyi, üzgün olmayı tercih ediyoruz.


Hatta bazen değil, her zaman.
Ama güzel şeyler asla siz üzgünken olmuyor, buna da emin olabilirsiniz.
Güzel şeyleri çekmek için, içinizin de güzel olması lazım.
Hangi karanlık sokak güzel ki?




Ortaköyde bir tane varsa kendinize saklayın onu.


Haydi, ben ilgisiz bıraktığım arkadaşıma döneyim, siz de kendinize fazladan çektirdiğiniz ne sıkıntınız varsa, bu akşamlık benim hatrım için bırakıverin.
Sonra sevdiğiniz bir şarkıyı dinleyin uyumadan.


Dişlerinizi de fırçalayın ya, hijyeninizden başlatmayın.
Şaka.
Öptüm hadi,
İyi geceler..


Yatmadan Eren'e de bir voltran yapalım tersi şaşsın.
ÇS*12

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme