22 Temmuz 2012 Pazar

Dest-i Vasiyet..

Havanın sıcaklığından olsa gerek,
Bu akşam böyle kimin eli kimin belinde yılışıklığında bir yazı yazmak istiyorum.


Nasıl saçma isteklerim olabiliyor değil mi?
Ama çok sıcak.



Yazıdan önce,
Bak ben bunu en az 24 kere daha izlerim bu akşam, siz de kısacık da olsa bir tadına bakın.
http://www.youtube.com/watch?v=ZfsoqoepjOY
Çocuk (kırmızılı) tam "badass" değil mi ya?
Sabahtan çıkar çimliğe, aç suları akşama kadar oynasın kerata.



Ya da düğünde halay çekebilir mesela,
Garsonlar hortumla su atarsa ama.
Fanteziye koş.


Bu arada dünya üzerinde bu seriyi (Step Up, 1-2-3), bir tek ben izliyorum sanıyordum.
En yakın arkadaşlarımdan biri de seviyormuş, sevinçliyim kendisini öpüyorum.




Sabah altyazılarda gördüm,
Microsoft tarihinde ilk kez bu ay zarar etmiş.
Neden acaba, kimin bedduası tuttu acaba..


Kafanıza gözünüze dikkat edin beni kızdıranlar diyorum, daha da bir şey demiyorum.




Ben sürekli kendini baltalayan bir insanım ya,
Bak bunu siz de böyle olmayın diye söylüyorum.


Öyle ki, 
yazdığım çizdiğim şeyler bile bir süre sonra görüp tekrar üzüleyim diye kurgulanmış.


Kim melankoliyi sevmez ki gerçi?


Sanırım kendimizi önemli hissetmemizi sağlıyor.
Halbuki aslında baştaki amacı tam tersi değil mi?


Konu birden üzülmenizden çıkıyor,
Dünyada bir tek ben varım, ve şuan ben üzgünüm'e getiriyor.


Şuan ben üzgünüm ve mümkünse hiçbiriniz bulaşmayın tadını çıkaracağım.
Melankolinin açılımı bu.

Yok yahu, bu akşam melankolik değilim, hatta iğrenç sıcağa rağmen neşeli olduğum bile söylenebilir.
Konunun belirmesiyse, Microsoft office'i tamamen silmem sonucunda tuhaf kişiliksiz semboller edinen yazılarımın bir ikisini açıp göz atmam..


Bazen yazdığım şeyleri bir süre sonra okuduğumda,
"Bunu ben mi yazmışım?!" diyorum.
Bu çılgınlar gibi kendini övmek anlamında almayın hemen, deliler..
Daha çok, hatırlamıyorum arkadaş yazdığım şeyleri, balık hafızalı mıyım neyim..


Zaten o yüzden bir şiiri bir iki ay sonra açıp tekrar okuyunca daha çok koyuyor.
Yazarken çok üzülmüyorum,
Sonradan okuyunca, "ya bak böyle de bir hissim vardı" oluyor insan.


Hatırlamak kötü şey.




Bu arada geçen seneden kalma bir Magnum Temptation yiyorum şuan,
Yarına sağ çıkmazsam blogumu kime emanet edeceğim karar veremedim.


Oğlum, benim vasiyetim de çok dramatik olur bak.


Düşünün torun torba toplanmış, çocuklarımdan biri açıyor vasiyeti,
Bakalım bizim hatun kime ne bırakmış diye,
E çocuklar benim olduğundan azcık para meraklısı olucaklar tabi, 
Para meraklısı demeyelim de, küçük çocuk olmanın verdiği bir biriktirme istifleme içgüdüsü diyelim..


Açıyorlar vasiyeti,
Önce içinden romantik bir şey düşmeli,
Kurutulmuş bir çiçek falan olabilir mesela, hem adıma gönderme..


"Evlatlarım.."


Buraya kadar her şey normal gibi,
Farkındaysanız yalnızca ilk kelimeyi verip buraya kadar normal dedim nitekim evlatlarımdan sonrası paso dram, paso şiir, seyirciye oynayan bir yazı olur..
Arada ufak şakalar, öbür dünya göndermeleri falan,
Ağlatarken güldürürüm, güldürürken düşündürürüm..


"Ee anane sadede gel diyen hangi torunumsa ona bıraktığım her şeyi iptal edin." gibi şakacı tavırlar olur mutlaka..


Bak bunlar benim torun torba temsili.
Çocukların hepsini arka bahçenize gömebilirsiniz sorun olmaz.
Kocam da Alman göçmeni falanmış herhalde.
Ya da torunlar sütçüden?


Ya bu arada ben bu hayatın hepsini bir arada yaşamak istiyorum.
Öyle bir seçenek yok mu acaba, bir tuş.
Şimdi basayım, bakalım 50 yıl sonra ne olmuş, evlenmiş miyim torun torba var mı,
Sonra geri döneyim bugünü yaşayayım,
Sonra 30lara bir gideyim hayattan hırsımı çıkarayım,
Sonra tekrardan 6 yaşında olayım, okul hayatına düşmeden önceki altın yıl..


Çünkü yarını merak etmekten bugüne hiç konsantre olamıyorum ben.
Ne olur sonunu görsem ona göre yaşasam..


Bak 21 yılını harcadım önümüzdeki 15-20 yılı düşünerek..
Ne olurdu filmin sonunda ne olacağını görsem de ona göre izlesem..


Bak ben bir film izlerken de sonunu bilsem bile merakla izlerim, oraya nasıl varacak diye..
Söz hayatım için de aynısını yaparım..




Bak Japonlar, o iki kişi sözüm size, bu teknolojisi geliştirin canlarım.
İkinizi de öperim bak.




Vasiyete dönersem,
Bizim ailenin kadınlarının ortalama ömrü 80-90 yıl.
Yani sevineyim mi üzüleyim mi nasıl çelişkide kalıyorum.


Daha yaşayacak 60-70 yılım var ya, öh.
Resmen evleneceğim kişinin genetik haritasına falan bakmalıyım evet demeden önce,
Mazallah 40ta 50de gideceği tutarsa 50 yıl yalnız sıkıntıdan patlarım ben.


Şakası bir yana, mümkünse hepiniz çok yaşayın ya..


Ölüm Allah'ın emri
Ayrılık olmasa,


Demiş şair, çoğu zaman çok hak da veriyorum ama,
İkisi de olmasın.


Her neyse, bu karanlık konulara nereden geldik yahu.




Hiçbir iş bulamazsam şu Güzin Abla köşesini devralayım mı?
Çok iş yaparım ben orada ya.


Zaten şu hayatta tavsiye vermek kadar sevdiğim şey yok demeyeceğim ama,
Çok severim, istemesem de veririm, hiç üstüme vazife olmasa da illa fikrimi söylerim.


Hani benden tavsiye almayacaksanız da, ben bir şekilde arka cebinize sıkıştırmazsam içimde kalır o derece.


Çok seviyorum oraya tatlı tatlı içini döken insanları.
İçleri temiz ya,
Tavsiye alacak insanları yok gazeteye yazıyorlar.
Olmadı Esra Erol'a çıkıyorlar.
Maksat muhabbet.


Neden hiç Esra Erol'a çıkan arkadaşım yok, biriniz çıksanıza güleriz.




Evet bu birbirinden şiddetle bağımsız,
Son olarak da izdivaç programlarının sebepsiz bir şekilde dahil olduğu yazımızın da sonuna geldik.


Bu yazıya ne başlık vereyim ben bile bilemedim
Dest-i İzdivaç mı olsa,
Vasiyet mi olsa,
Hayat memat gibi bir şey mi..


Dest-i Vasiyet olsun Arapçam yürüsün o zaman.


Haydi sevgiyle kalır tatlılar.
Hepinizi tek tek öpmek sıkıntı oluyor, bu akşamlık herkes bir yanındakini öpsün.


İyi geceler.
ÇS*12

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme